İlahi kelam devam ediyor:-Git cennetten bir burak seç ve Resulüm var selamımı söyle ve davetimi bildir...Cebrail aleyhisselam, Cennete giderek kırkbin yıldır bu anı bekleyen "Burak" isimli cennet atını buldu. Beyaz renkteki Burak'ın alnında Kelime-i Tevhid yazılı idi... hayvanı alan büyük melek, bir anda Ümmi Hani'nin evine geldi. bu sırada dışarıda bir köşecikte uykuya mağlup olan Ümmi Hani, hiç bir şeyin farkında değil. içeri giren Cebrail, uykuda olan Sevgili peygamberimiz'in önce usulcacık ayak tabanlarını öptü, sonra mübarek ayaklara yüzünü sürdü ve yastığının kenarına ilişti. Cebrail'in kalbi cennet kafurundan ve kanı olmadığı için dudakları soğuktu. bu soğukluk Resulullah'ı uyandırdı. Hatemül Enbiya, uyanır uyanmaz insan şeklinde gelmiş olan vahiy meleğini tanıdı ve zamansız ziyaretinden doayı telaşlandı:-Ey bütün mahlukların en mabulü!Ey Peygamberlerin Efendisi! Ey Allah'ın Sevgilisi, iyiller menbaı, üstünlükler sebebi, Nebiyyi muhterem. Ziyaretimden dolayı endişeye kapılma! Hak teala'nın Selamı var. Seni davet ediyor. Bu öyle emsalsiz bir nimet ki daha evvel hiç bir Peygambere nasib olmadı. Lütfen kalk gidelim.Sevgili Peygamberimiz,kalkıp abdest aldı.Cebrail aleyhisselam, kainatın efendisine nurdan bir elbise, başına yine nurdan bir sarık giydirdi. Beline yakut bir kemer taktı. Ayaklarına bir çift zümrüt nalın verdikten sonra, üzerinde her biri ülker yıldızı gibi ışıldayan dörtyüz incinin takılı olduğu bir asayı takdim etti.Muhteşem Peygamber ile en büyük melek el ele tutuşarak Kabe-i Şerife geldiler. Her yer ve herkes uykuda; bir yıldızlar uyanık. Sayısız yıldız, oyun için koşturan çocuklar misali cıvıl cıvıl. Ay, güleç yüzlü bir anne gibi yıldızları vakur ve temkinli uzaktan seyrediyor.Efendimiz, Beytullah'ı yedi defa tavaf ettikten sonra Hatim adlı yerde bir miktar istirahat ettiler.Cebrail aleyhisselam, burada mahlukatın en iyisini bir kere daha manevi ameliyata tabi tuttu. Efendimizin göğsünü yararak Kalbini çıkarıp zemzem suyu ile iyice yıkayıp ak-pak ettikten sonra bir altun leğen dolusu hikmet ve marifeti o mübarek kalbe boşalttı. Ve göğüs kapatıldı.Rıdvan aleyhisselam ismindeki cennet meleği ile Mikail aleyhisselam, İsrafil aleyhisselam ve daha yüzlerce melek bu sırada Cebrail aleyhisselama yardım ediyorlardı.Resulullah hiç bir acı- sızı işitmedi. ameliyat bitince ayağa kalktı. Cebrail, Burak'ı getirdi ve İsra yani gece yolculuğunun bu binekle olacağını meleklerin yol gözlemekte olduklarını haber verdi.Sevgili Peygamberimiz, sallallahü aleyhii ve sellem Burak'ı görünce mahzunlaştı ve düşüncelere daldı..Allahü teâlâ, Cebrail aleyhisselama nida buyurdu:-Ey Cebrail sor bakalım! Habibim neden mahzunlaştı.-Ümmetimi fikrediyorum, dedi en büyük Peygamber, ben bu kadar izzet ve ikram görmekteyim, Hizmetime melekler ve cennet atı Burak veriliyor. Uzak mesafeleri bir anda aşacağım. Kıyamet günü ümmetim ne yapacak? Arasat meydanında ve kızgın güneş altında açık baş yalın ayakla elli bin yıl nasıl bekleyecekler; buna nasıl tahammül edecekler ve otuzbin yılda geçilen Sırat köprüsünü onca günühları ile nasıl katedecekler.. Burak'ı görünce bir an bunları düşündüm. Bu sebeple şu en mes'ud zamanda gayri ihtiyari teessüre kapıldım..Bunun üzerine fermanı ilahi nazil oldu;-Ey Habibim üzülme! Sana gönderdiğim gibi yolunda giden müminlerin kabirlerine de Burak yollayacağım; Mahşer'e Burak'la gelecek ve Sırat'ı bununla geçecekler. Habibimin ümmeti binlerce senelik zamanı sadece bir ân olarak yaşayacaklar ve hiç bir sıkıntı çekmeyecekler.Resulullah, Burak4a bindi. Hayvan o kadar hızlı gidiyordu ki bir adımda varılmaz uzaklıktaki ufuklar geride kalıyor. Resullulah, bir ara hayvanı idare için dizginlerini çekecek olduysa da Cebrail aleyhisselam:-Zahmet etme. O, bu iş için hususi vazifelidir. Gideceği yeri bilmektedir, dedi. İsra/gece yolculuğu esnasında dört ayrı yerde durarak namaz kıldılar. İlk durak Medine-i Münevvere oldu.Cebrail:-Burası, Medine şehri, dedi. Yakında buraya göçeceksiniz.Sonra, Musa aleyhisselam Cenab-ı Hak ile konuştuğu Tur-i Sina'da ve İsa aleyhisselamın doğum yeri Beyt-i Lahm'da namaz kıldılar ve Mescid-i Aksa'ya geldiler; Yani Kudüs'e. Cebrail aleyhisselam, Burak'ın yularını parmağı ile deldiği kayaya bağladı. Bazı Peygamberlerin ruhları insan şeklinde olarak Mescid-i Aksa'da hazırdı. Nur yüzlü, huzur bakışlı, Sevgili Peygamberimiz, nir yüzlü çiçek gülüşlü Peygamberler tarafından karşılanıyor. Cemaatle namaz kılmak için imam olması evvela Âdem aleyhisselama teklif edildi, özür diledi ve Sevgili Peygamberimiz varken imamlık yapmasının mümkün olmadığını beyan etti. Nuh aleyhisselamdan imamlığa geçmesi rica edildi. İnsanlığın ikinci babası da aynı mazereti bildirdi.İkinci en üstün Peygamber İbrahim Halilullah'a "Siz buyurun" dendi; aynı bahaneyi ileri sürdü. Hazreti Cebrail, Peygamberimize:-Sen varken kimse imam olmaz, hakikatini arz etti.Bunun üzerine o mübarek tablo doğdu... Resulullah imam ve bir çok Peygamber, bir çok melek cemaat olduğu halde iki rek'at namaz kılınıyor. Öyle bir namaz ki İslam tarihinin, dünya tarihinin belli başlı dönemeç noktalarından biri...Dünya dünya olalı böyle bir ibadete şahid olmamış.Namazdan sonra Cebrail, aziz misafire bir bardak cennet şarabı ve bir bardak süt sundu. Hazreti Peygamber, sütü tercih buyurdular. Cebrail aleyhisselam memnuniyetini dile getirdi.-İki cihan saadetini seçtin...Sonra bir kab su ve bir kab bal getirdiler. Yüksek Peygamber ikisini de kabul buyurdular. Hazreti Cebrail buna da sevindi:-Bal, ümmetinin kıyamete kadar var olacağına; su da bu seçkin ümmetin günahlarının temizleneceğine işarettir....İnsanların en hayırlısı ve Peygamberlerin en üstünü, diğer Peygamberlere veda ederek Cebrail ile birlikte sahra'ya geldiler; burada Miraç "yürüyen merdiven" diyebileceğimiz bir vasıta bekliyordu. Miracın diğer ucu tâ asumanda kayboluyor. Meleklerin kullanmalarına mahsus olan bu merdiveni müminler ölürken görecekler.
KİŞİSEL GELİŞİM VE İNSAN PSİKOLOJİSİ ÜZERİNE REHBER NİTELİĞİNDE YAZILARIM ALINTILAR , GÜNCEL KONULAR HOBBYLER KISACASI İNSANA DAİR HERŞEY BURADA
SEVGİLİ PEYGAMBERİM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
SEVGİLİ PEYGAMBERİM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
25 Haziran 2013 Salı
MİRAÇ MUCİZESİ -2-
Kaldığımız yerden devam edelim habibi huda'nın mucizevi yolculuğuna ....Zamansız mekansız sözsüz Rabbi ile konuşmasına ve müjdelerine.;
23 Haziran 2013 Pazar
BERAT KANDİLİ
Berat Kandili Nedir Kısaca Bilgi ; Bu gelen gece olan Leyle-i Berat, bütün senede bir kudsî çekirdek hükmünde ve mukadderat-ı beşeriyenin proğramı nev'inden olması cihetiyle Leyle-i Kadr'in kudsiyetindedir. Herbir hasenenin Leyle-i Kadir'de otuzbin olduğu gibi, bu Leyle-i Berat'ta herbir amel-i sâlihin ve herbir harf-i Kur'anın sevabı yirmibine çıkar. Sair vakitte on ise, şuhur-u selâsede yüze ve bine çıkar. Ve bu kudsî leyali-i meşhurede onbinler, yirmibin veya otuzbinlere çıkar. Bu geceler, elli senelik bir ibadet hükmüne geçebilir. Onun için elden geldiği kadar Kur'anla ve istiğfar ve salavatla meşgul olmak büyük bir kârdır. ( Said Nursî Şualar: 505) Açıklaması .
Hadislerle Berat Kandili Konu Bilgisi :
- Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem efendimiz şöyle buyurmuşlardı:"Recep, Allah'ın ayıdır. Şaban, benim ayımdır. Ramazan, ümmetimin ayıdır". Mübarek Recep ayının ardından gelen Şaban ayı Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in ayıdır. Bu mübarek ayın değerini bilerek, ibadetlerimizi yapmalı, alemlerin Rabbinden af dilemeliyiz.
Şaban ayının önemli özelliklerinden biri Beraat gecesi gibi müstesna bir gecenin bu ayın içinde bulunmasıdır.
Ebu Hüreyre Radıyallahu And'dan rivayet edildiğine göre: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem efendimiz şöyle buyurmuştur:
-"Şaban ayının on beşinci gecesinin ilk vaktinde Cebrail (a.s) bana geldi; şöyle dedi:
-"Ya Muhammed, başını semaya kaldır. Sordum.
-"Bu gece nasıl bir gecedir? Şöyle anlattı:
-"Bu gece, Allah-u Teala, rahmet kapılarından üç yüz tanesini açar. Kendisine şirk koşmayanların hemen herkesi bağışlar. Meğer ki, bağışlayacağı kimseler büyücü, kahin, devamlı şarap içen, faizciliğe ve zinaya devam eden kimselerden olsun. Bu kimseler tövbe edinceye kadar, Allah-u Teala onları bağışlamaz.
-"Şaban ayının on beşinci gecesinin ilk vaktinde Cebrail (a.s) bana geldi; şöyle dedi:
-"Ya Muhammed, başını semaya kaldır. Sordum.
-"Bu gece nasıl bir gecedir? Şöyle anlattı:
-"Bu gece, Allah-u Teala, rahmet kapılarından üç yüz tanesini açar. Kendisine şirk koşmayanların hemen herkesi bağışlar. Meğer ki, bağışlayacağı kimseler büyücü, kahin, devamlı şarap içen, faizciliğe ve zinaya devam eden kimselerden olsun. Bu kimseler tövbe edinceye kadar, Allah-u Teala onları bağışlamaz.
Gecenin dörtte biri geçtikten sonra, Cebrail yine geldi ve şöyle dedi: "Ya Muhammed başını kaldır. Bir de baktım ki, cennet kapıları açılmış.
Cennetin birinci kapısında dahi bir melek durmuş şöyle sesleniyor: "Ne mutlu bu gece rüku edenlere.
İkinci kapıdan dahi bir melek durmuş şöyle sesleniyordu: "Bu gece secde edenlere ne mutlu".
Üçüncü kapıda duran melek dahi, şöyle sesleniyordu: "Bu gece dua edenlere ne mutlu." Dördüncü kapıda duran melek dahi şöyle sesleniyordu: -"Bu gece, Allah'ı zikredenlere ne mutlu".
Beşinci kapıda duran melek dahi, şöyle sesleniyordu: "Bu gece Allah korkusundan ağlayan kimselere ne mutlu."
Altıncı kapıda duran melek dahi, şöyle sesleniyordu: "Bu gece Müslümanlara ne mutlu." Yedinci kapıda da bir melek durmuş şöyle sesleniyordu: "Günahının bağışlanmasını dileyen yok mu ki, günahları bağışlansın.
Bunları gördükten sonra, Cebrail'e sordum: "Bu kapılar ne zamana kadar açık kalacak?
Şöyle dedi: "Ya Muhammed, Allah-u Teala, bu gece, Kelp kabilesinin koyunlarının tüyleri sayısı kadar kimseyi cehennemden azat eder."
Cennetin birinci kapısında dahi bir melek durmuş şöyle sesleniyor: "Ne mutlu bu gece rüku edenlere.
İkinci kapıdan dahi bir melek durmuş şöyle sesleniyordu: "Bu gece secde edenlere ne mutlu".
Üçüncü kapıda duran melek dahi, şöyle sesleniyordu: "Bu gece dua edenlere ne mutlu." Dördüncü kapıda duran melek dahi şöyle sesleniyordu: -"Bu gece, Allah'ı zikredenlere ne mutlu".
Beşinci kapıda duran melek dahi, şöyle sesleniyordu: "Bu gece Allah korkusundan ağlayan kimselere ne mutlu."
Altıncı kapıda duran melek dahi, şöyle sesleniyordu: "Bu gece Müslümanlara ne mutlu." Yedinci kapıda da bir melek durmuş şöyle sesleniyordu: "Günahının bağışlanmasını dileyen yok mu ki, günahları bağışlansın.
Bunları gördükten sonra, Cebrail'e sordum: "Bu kapılar ne zamana kadar açık kalacak?
Şöyle dedi: "Ya Muhammed, Allah-u Teala, bu gece, Kelp kabilesinin koyunlarının tüyleri sayısı kadar kimseyi cehennemden azat eder."
- Hz. Ayşe Radıyallahu Anha anlatıyor: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdular ki: "Allah Teala Hazretleri, Nıfs-u Şa'ban gecesinde dünya semasına iner ve Kelb kabilesinin koyunlarının tüyünün adedinden daha çok sayıda günahı affeder."
Berat Gecesinin Mahiyeti ve Önemi Hakkında Bilgi :
Yıllık bir program çerçevesinde yürütülen ticari faaliyetler yıl sonunda o program esaslarına göre kontrol) ve teftiş edilir. Kâr zarar hesapları yapılır. Kesin hesabın tespitinden sonra da gelecek yılın programı hazırlanarak şeklini alır.
Her yıl tekrar edilen bu kontrol ve tespit işlemleri sayesinde ekonomik hayatta istikrarlı ve sağlam bir ilerlemenin temini mümkün olur.
Bu misalin ışığında manevi hayatımıza ve faaliyetlerimize bakalım. Dünya, âhiret hayatının kazanılması için yaratılmış bir manevi ticaret yeri olduğuna göre, o ticaretle ilgili faaliyetlerin de yıllık muhasebeye tabi olması gayet tabiidir.
Bu muhasebenin vakti üç ayların içindedir. Berat Kandili ile başlayıp Kadir Gecesiyle biten devreye rastlar.
Duhan Sûresinin 2., 3. ve 4. âyetlerinin Berat Gecesinden bahsettiği bildirilmektedir. Âyetlerin meali şöyle:
"O apaçık kitaba and olsun ki, biz onu gerçekten mübarek bir gecede indirdik. Çünkü biz onunla insanları uyarmaktayız. Bütün hikmetli işler o gecede tefrik olunur."
Bu âyetler hakkında iki görüş vardır. Çoğu tefsir bilginlerinin görüşüne göre, bu mübarek gece Kadir Gecesidir. İkrime bin Ebi Cehil'in de dahil olduğu bir grup alim ise; bu gecenin Berat Gecesi olduğunu söylemişlerdir. Her iki tefsiri birleştiren diğer bir görüşe göre de, hikmetli işlerin ayırımının yapılmasına Berat Gecesinde başlanmakta ve bu işlem Kadir Gecesine kadar devam etmektedir. Bu hikmetli işler nelerdir ve âyetin mânası nedir?
Yıllık kader programı
İbni Abbas'tan rivayet edildiğine göre, hikmetli işlerin birbirinden ayırd edilmesi şu şekilde cereyan etmektedir:
Bu seneden gelecek seneye kadar meydana gelecek olayların hepsi ayrı ayrı melekler tarafından defterlere yazılır. Rızıklar, eceller, zenginlik, fakirlik, ölümler, doğumlar hep bu esnada kaydedilir. O yılki hacıların sayısı bile bu devrede takdir olunur. Herkesin ve her-şeyin o sene içindeki mukadderatı kaydedilir.
Rızıkla alakalı defterler Mikail Aleyhisselâma verilir.
Savaşlarla ilgili defterler Cebrail Aleyhissalama verilir.
Ameller nüshası dünya semasında görevli melek olan İsrafil'e verilir ki bu büyük bir melektir.
Ölüm ve musibetlerle ilgili defter de Azrail Aleyhisselâma teslim edilir.
Fahreddin er-Râzî"nin açıklamasına göre bu defterlerin düzenlenmesi Berat Gecesinde başlar, Kadir Gecesinde tamamlanarak her defter sahibine teslim edilir.1
Berat Kandilinin "bütün senede bir kudsi çekirdek hükmünde ve beşer mukadderatının programı nev'inden olması cihetiyle Leyle-i Kadrin kudsiyetinde" olması bu manalara dayanmaktadır.2
Kur'ân'ın bu gecede indirilmesi meselesine ise şöyle bir açıklama getirilmektedir:
Berat gecesi, Kuran-ı Kerimin Levh-i Mahfuzdan dünya semasına toptan indirildiği gecedir. Buna inzal denir. Kadir gecesinde ise Peygamberimize ilk kez ve parça parça indirilmeye başlanmıştır. Buna da tenzil denir.
İbni Abbas'tan rivayet edildiğine göre, hikmetli işlerin birbirinden ayırd edilmesi şu şekilde cereyan etmektedir:
Bu seneden gelecek seneye kadar meydana gelecek olayların hepsi ayrı ayrı melekler tarafından defterlere yazılır. Rızıklar, eceller, zenginlik, fakirlik, ölümler, doğumlar hep bu esnada kaydedilir. O yılki hacıların sayısı bile bu devrede takdir olunur. Herkesin ve her-şeyin o sene içindeki mukadderatı kaydedilir.
Rızıkla alakalı defterler Mikail Aleyhisselâma verilir.
Savaşlarla ilgili defterler Cebrail Aleyhissalama verilir.
Ameller nüshası dünya semasında görevli melek olan İsrafil'e verilir ki bu büyük bir melektir.
Ölüm ve musibetlerle ilgili defter de Azrail Aleyhisselâma teslim edilir.
Fahreddin er-Râzî"nin açıklamasına göre bu defterlerin düzenlenmesi Berat Gecesinde başlar, Kadir Gecesinde tamamlanarak her defter sahibine teslim edilir.1
Berat Kandilinin "bütün senede bir kudsi çekirdek hükmünde ve beşer mukadderatının programı nev'inden olması cihetiyle Leyle-i Kadrin kudsiyetinde" olması bu manalara dayanmaktadır.2
Kur'ân'ın bu gecede indirilmesi meselesine ise şöyle bir açıklama getirilmektedir:
Berat gecesi, Kuran-ı Kerimin Levh-i Mahfuzdan dünya semasına toptan indirildiği gecedir. Buna inzal denir. Kadir gecesinde ise Peygamberimize ilk kez ve parça parça indirilmeye başlanmıştır. Buna da tenzil denir.
22 Haziran 2013 Cumartesi
O DİYORSA DOĞRUDUR.
İsra suresinin ilk âyet-i kerimesinde, Allahü teâlâ, kudret ve azametinden nice acayip işlerden bazılarını göstermek için, Muhammed aleyhisselamı, Mekke'den Kudüs'e götürdüğünü bildiriyor. İsra kelimesi, rüya için kullanılmaz. Uyanık iken, gece yürümek manasına kullanılır.
Âyet-i kerimede buyuruldu ki:
(Sana [Miracda] gösterdiğimiz temaşayı insanlar için bir fitne kıldık.)[İsra 60]
[Fitne] yani imtihan uyanıkken olur. Peygamber efendimizin anlattığı rüya olsaydı, hiç kimse tuhaf karşılamazdı. Hazret-i Ebu Bekir tasdik edip, yüksek derecelere kavuşmazdı.
Mekke'den Kudüs'e ancak bir ayda gidip gelinebilir. Kısa bir anda Mekke'den Kudüs'e varıp gelmek ancak Allahü teâlânın kudreti ile olur. Buna inanıp da, daha uzaklara gittiğine inanmamak, Allahü teâlânın kudretinden şüphe etmeyi gerektirir. Allahü teâlâ dilerse niçin olmasın?
Peygamber efendimiz o gecenin sabahında, mirac kıssasını anlatıp, [özetle] buyurdu ki:
(Cebrail aleyhisselamla bütün gökleri geçerek Sidre-i müntehaya geldim. Cenneti gösterdiler. Daha sonra elli vakit namazla dönerken Musa aleyhisselamı gördüm. Elli vakit namazın ümmetime zor geleceğini, dönüp namaz vakitlerini azaltmasını Allahü teâlâdan istememi söyledi. Azar azar kaldırılarak sonunda beş vakte indirildi.)[Müslim]
Bu gidip gelmek, gayet kısa zamanda oldu. Geldiğinde, mübarek yatakları henüz sıcak idi. Gelince, nasıl gidip geldiğini anlattı. Burak’la Mescid-i Aksa’ya gittiğini, oradan gökleri geçerek Cenneti Cehennemi ve daha başka yerleri gezdiğini söyledi. Dönüşte yolda, develi yolcular gördüğünü, bir devenin ürküp yıkıldığını söyledi. (İnşallah çarşamba günü Mekke’ye gelirler) buyurdu. Kâfirler bu olayı işitince inkâr edip, “Akla zıttır, mümkün değildir” dediler. “Bu iş burada bitti, mal, mülk, saltanat verdik, davasından vazgeçiremedik. Ama artık ondan kurtulduk” diye sevinçlerinden oynamaya başladılar. Birkaçı hemen Hazret-i Ebu Bekir’in evine geldi. Çünkü onun akıllı, tecrübeli, hesaplı bir tüccar olduğunu biliyorlardı.
Kapıya çıkınca hemen sordular:
"Ey Eba Bekir, sen çok kere Kudüs'e gittin geldin, iyi bilirsin. Mekke'den Kudüs'e gidip gelmek ne kadar zaman sürer" dediler. Hazret-i Ebu Bekir, "İyi biliyorum, bir aydan fazla" dedi. Kâfirler bu söze sevindiler. “Akıllı, tecrübeli adamın sözü böyle olur” dediler. Gülerek, alay ederek ve Hazret-i Ebu Bekir'in de kendi kafalarında olduğuna sevinerek, "Senin efendin, Kudüs'e bir gecede gidip geldiğini söylüyor, artık iyice sapıttı" diyerek, Hazret-i Ebu Bekir'e sevgi, saygı ve güven gösterdiler.
Hazret-i Ebu Bekir, Resulullah efendimizin mübarek adını işitince "Eğer O söyledi ise, inandım. Bir anda gidip gelmiştir. O, gerçek söyler. Ondan yalan sâdır olmaz" diyerek içeri girdi. Kâfirler neye uğradıklarını anlayamadılar. "Vay canına, Muhammed ne yaman büyücü imiş. Ebu Bekir’e sihir yapmış" diyorlardı.
Hazret-i Ebu Bekir hemen giyinip, Resulullah efendimizin yanına geldi. Büyük kalabalık arasında yüksek sesle, "Ya Resulallah! Miracınız mübarek olsun! Allah’a sonsuz şükürler ederim ki, bizleri, senin gibi büyük Peygambere hizmetçi yapmakla şereflendirdi. Parlayan yüzünü görmekle, kalbleri alan, ruhları çeken tatlı sözlerini işitmekle nimetlendirdi. Ya Resulallah! Senin her sözün doğrudur, inandım. Canım sana feda olsun"dedi.
Böyle tereddütsüz iman etmesinden dolayı, Resulullah efendimiz ona (Sen Sıddıksın) buyurdu.
Kâfirler bu hâle çok kızdı. Müminlerin kuvvetli imanına, Peygamberin her sözüne hemen inanmalarına, Onun çevresinde pervane gibi toplanmalarına dayanamadılar. Peygamber efendimiz daha önce Kudüs’ü, Mescid-i Aksa’yı görmemişti, bunu kâfirler de bildiği için, Resulullahı mahcup, mağlup etmek için, imtihan etmeye yeltenip dediler ki:
“Sen Kudüs’e gittim diyorsun. Söyle bakalım! Mescidin kaç kapısı, kaç penceresi var?”
Resulullah hepsine cevap verirken, Hazret-i Ebu Bekir, “Öyledir ya Resulallah, aynen öyledir ya Resulallah” derdi. Çünkü Hazret-i Ebu Bekir, tüccardı, Kudüs’ü Mescid-i Aksa’yı iyi biliyordu, çok gidip gelmişti. Kâfirlerin kendileri de oraları çok iyi biliyorlardı. Bu bakımdan kâfirler, “Yanlış söylüyorsun” diyemiyorlar, inat için dahi olsa, Resulullahın cevaplarını inkâr edemiyorlardı.
Resulullah efendimiz, edebinden, hayasından karşısındakinin yüzüne bile bakmazdı. Mescid-i Aksa’nın kaç penceresi olduğunu bilmiyordu. Daha sonra bu olayı şöyle anlattı:
(Mescid-i Aksa’da etrafıma bakmamıştım. Sorduklarını görmemiştim. Kureyş beni yalanlayınca, o anda Cebrail aleyhisselam, Mescid-i Aksa’yı gözümün önüne getirdi. [Televizyon gibi] görüyor, sayıyordum. Sorularına, hemen cevap veriyordum.) [Buhari]
Çarşamba günü güneş batarken, Resulullahın bahsettiği kervan Mekke’ye geldi. Kervandakiler, fırtına eser gibi olduğunu, bir devenin yıkıldığını söylediler. Bu hâl müminlerin imanını kuvvetlendirdi. Kâfirlerin düşmanlığını artırdı.
Hazret-i Ali, Sıddık adı gökten inmiştir, diye yemin etmiştir. (Doğruyu (Kur’anı)getiren (Peygamber aleyhisselam) ve onu tasdik eden (müminler) ise, işte bunlar takva sahibi kimselerdir.) [Zümer suresi, 33. âyet-i kerimesi meali.] Hazret-i Ali buyurdu ki, Sıdk ile gelen kimse Muhammed aleyhisselam ve onu tasdik eden, Ebu Bekri Sıddıktır. (M.Ç.Güzin)
İsra suresinin ilk âyet-i kerimesinde, Allahü teâlâ, kudret ve azametinden nice acayip işlerden bazılarını göstermek için, Muhammed aleyhisselamı, Mekke'den Kudüs'e götürdüğünü bildiriyor. İsra kelimesi, rüya için kullanılmaz. Uyanık iken, gece yürümek manasına kullanılır.
Âyet-i kerimede buyuruldu ki:
(Sana [Miracda] gösterdiğimiz temaşayı insanlar için bir fitne kıldık.)[İsra 60]
[Fitne] yani imtihan uyanıkken olur. Peygamber efendimizin anlattığı rüya olsaydı, hiç kimse tuhaf karşılamazdı. Hazret-i Ebu Bekir tasdik edip, yüksek derecelere kavuşmazdı.
Mekke'den Kudüs'e ancak bir ayda gidip gelinebilir. Kısa bir anda Mekke'den Kudüs'e varıp gelmek ancak Allahü teâlânın kudreti ile olur. Buna inanıp da, daha uzaklara gittiğine inanmamak, Allahü teâlânın kudretinden şüphe etmeyi gerektirir. Allahü teâlâ dilerse niçin olmasın?
Peygamber efendimiz o gecenin sabahında, mirac kıssasını anlatıp, [özetle] buyurdu ki:
(Cebrail aleyhisselamla bütün gökleri geçerek Sidre-i müntehaya geldim. Cenneti gösterdiler. Daha sonra elli vakit namazla dönerken Musa aleyhisselamı gördüm. Elli vakit namazın ümmetime zor geleceğini, dönüp namaz vakitlerini azaltmasını Allahü teâlâdan istememi söyledi. Azar azar kaldırılarak sonunda beş vakte indirildi.)[Müslim]
Bu gidip gelmek, gayet kısa zamanda oldu. Geldiğinde, mübarek yatakları henüz sıcak idi. Gelince, nasıl gidip geldiğini anlattı. Burak’la Mescid-i Aksa’ya gittiğini, oradan gökleri geçerek Cenneti Cehennemi ve daha başka yerleri gezdiğini söyledi. Dönüşte yolda, develi yolcular gördüğünü, bir devenin ürküp yıkıldığını söyledi. (İnşallah çarşamba günü Mekke’ye gelirler) buyurdu. Kâfirler bu olayı işitince inkâr edip, “Akla zıttır, mümkün değildir” dediler. “Bu iş burada bitti, mal, mülk, saltanat verdik, davasından vazgeçiremedik. Ama artık ondan kurtulduk” diye sevinçlerinden oynamaya başladılar. Birkaçı hemen Hazret-i Ebu Bekir’in evine geldi. Çünkü onun akıllı, tecrübeli, hesaplı bir tüccar olduğunu biliyorlardı.
Kapıya çıkınca hemen sordular:
"Ey Eba Bekir, sen çok kere Kudüs'e gittin geldin, iyi bilirsin. Mekke'den Kudüs'e gidip gelmek ne kadar zaman sürer" dediler. Hazret-i Ebu Bekir, "İyi biliyorum, bir aydan fazla" dedi. Kâfirler bu söze sevindiler. “Akıllı, tecrübeli adamın sözü böyle olur” dediler. Gülerek, alay ederek ve Hazret-i Ebu Bekir'in de kendi kafalarında olduğuna sevinerek, "Senin efendin, Kudüs'e bir gecede gidip geldiğini söylüyor, artık iyice sapıttı" diyerek, Hazret-i Ebu Bekir'e sevgi, saygı ve güven gösterdiler.
Hazret-i Ebu Bekir, Resulullah efendimizin mübarek adını işitince "Eğer O söyledi ise, inandım. Bir anda gidip gelmiştir. O, gerçek söyler. Ondan yalan sâdır olmaz" diyerek içeri girdi. Kâfirler neye uğradıklarını anlayamadılar. "Vay canına, Muhammed ne yaman büyücü imiş. Ebu Bekir’e sihir yapmış" diyorlardı.
Hazret-i Ebu Bekir hemen giyinip, Resulullah efendimizin yanına geldi. Büyük kalabalık arasında yüksek sesle, "Ya Resulallah! Miracınız mübarek olsun! Allah’a sonsuz şükürler ederim ki, bizleri, senin gibi büyük Peygambere hizmetçi yapmakla şereflendirdi. Parlayan yüzünü görmekle, kalbleri alan, ruhları çeken tatlı sözlerini işitmekle nimetlendirdi. Ya Resulallah! Senin her sözün doğrudur, inandım. Canım sana feda olsun"dedi.
Böyle tereddütsüz iman etmesinden dolayı, Resulullah efendimiz ona (Sen Sıddıksın) buyurdu.
Kâfirler bu hâle çok kızdı. Müminlerin kuvvetli imanına, Peygamberin her sözüne hemen inanmalarına, Onun çevresinde pervane gibi toplanmalarına dayanamadılar. Peygamber efendimiz daha önce Kudüs’ü, Mescid-i Aksa’yı görmemişti, bunu kâfirler de bildiği için, Resulullahı mahcup, mağlup etmek için, imtihan etmeye yeltenip dediler ki:
“Sen Kudüs’e gittim diyorsun. Söyle bakalım! Mescidin kaç kapısı, kaç penceresi var?”
Resulullah hepsine cevap verirken, Hazret-i Ebu Bekir, “Öyledir ya Resulallah, aynen öyledir ya Resulallah” derdi. Çünkü Hazret-i Ebu Bekir, tüccardı, Kudüs’ü Mescid-i Aksa’yı iyi biliyordu, çok gidip gelmişti. Kâfirlerin kendileri de oraları çok iyi biliyorlardı. Bu bakımdan kâfirler, “Yanlış söylüyorsun” diyemiyorlar, inat için dahi olsa, Resulullahın cevaplarını inkâr edemiyorlardı.
Resulullah efendimiz, edebinden, hayasından karşısındakinin yüzüne bile bakmazdı. Mescid-i Aksa’nın kaç penceresi olduğunu bilmiyordu. Daha sonra bu olayı şöyle anlattı:
(Mescid-i Aksa’da etrafıma bakmamıştım. Sorduklarını görmemiştim. Kureyş beni yalanlayınca, o anda Cebrail aleyhisselam, Mescid-i Aksa’yı gözümün önüne getirdi. [Televizyon gibi] görüyor, sayıyordum. Sorularına, hemen cevap veriyordum.) [Buhari]
Çarşamba günü güneş batarken, Resulullahın bahsettiği kervan Mekke’ye geldi. Kervandakiler, fırtına eser gibi olduğunu, bir devenin yıkıldığını söylediler. Bu hâl müminlerin imanını kuvvetlendirdi. Kâfirlerin düşmanlığını artırdı.
Hazret-i Ali, Sıddık adı gökten inmiştir, diye yemin etmiştir. (Doğruyu (Kur’anı)getiren (Peygamber aleyhisselam) ve onu tasdik eden (müminler) ise, işte bunlar takva sahibi kimselerdir.) [Zümer suresi, 33. âyet-i kerimesi meali.] Hazret-i Ali buyurdu ki, Sıdk ile gelen kimse Muhammed aleyhisselam ve onu tasdik eden, Ebu Bekri Sıddıktır. (M.Ç.Güzin)
21 Haziran 2013 Cuma
MİRAÇ MUCİZESİ / BÖLÜM -1-
Ne kadar kutlu bir
zaman ve mekandayız bu aylar içinde ne kadar kutlu zaman ve mekanlara girmek
üzereyiz. Kutlu ayımız Ramazan-ı Şerif yaklaştı. Bu zamanlarda yazılacak en
güzel şey beklide Sevgili Peygamberim ‘izi anlatmak. Bizi İslamiyet gibi bir
dinle şereflendiren ve Sevgili peygamberimiz S.A.V. ümmet olma mutluluğuna
erdiren Rabbimize hamd olsun.
Bu günlerde başka bir
şey yazmak gelmedi içimden her okuduğumda tüylerimin diken diken olduğu ve
ağlamaklı olduğum Miraç mucizesini paylaşmak istiyorum sizlerle. İsterdim ki
kendi kelimelerimle yazayım. Ama okudukça acizliğimden utanan ben birde böyle
kutlu bir şeyi anlatma cüretinde bulunamadım açıkçası. Bunu en güzel anlatan
yayınlardan biriyle paylaşmak istedim Hakikat Yayın evinin “Sevgili Peygamberim
“ serisinde Miraç o kadar mükemmel anlatılmış ki üzerine söz söylemek haddim
değil…
Şimdi sizleri bu
güzel anlatımın birinci bölümü ile baş başa bırakıyorum ve eminim diğer
bölümleri merakla bekleyeceksiniz.
(DEVAM EDECEK)MİRAC’A HAZIRLIKSevgili Peygamberimiz, onuncu yılda Şevvalin yirmiyedinci günü yanına evladlığı Zeyd bin Harase'yi de alarak Taif'e gittiler...Belki, bu şehrin insanlarını Müslüman yapmak mümkün olurdu... Bu ümidle önce Beni Bkr ve Vayil kabilesine vardılar; dini islamı anlatıp nasihat ettiler. Allahü teala'dan bahsettiler, son Nebi olduklarını açıkladılar...Fakat hiç bir şey tesir etmedi; kimse iman şerefine kavuşamadı. bu iki kabilede netice alamayınca Kahtanlılara gittiler... Anlattılar, anlattılar. bu kabile mensupları azcık yumuşar gibi oldularsa da vazgeçtiler. Büyük Peygamber ümidlerini kırmayarak Zeyd radıyallahü anh ile birlikte Sakif kabilesini buldular.Sakif'in üç büyüğü vardı; üç kardeş: Abdi Yalil, Mes'ud, Habib...Aziz peygamberimiz, Sallallahü aleyhi ve Sellem, bunları hidayete çağırdı; kendilerine dinimizi izah buyurdu. Fakat kalpleri mühürlü bu adamlar, Efendimize hakaret ederek; nefret kusmaya başladılar:Taif sert kayalıklar gibi. Bu sözler, taşlara kayalara anlatılsaydı belki o cansız varlıklar çatlardı ama işte Kureyş kafirlerinden sonra Taif müşrikleri de insafsız bir katılık içindeydiler. yüce peygamber, Taif'de bir miktar olsun taraftar kazanacağını tahmin etmişti; fakat ne yazık ki onardan umduğu anlayışı bulamadı.Ahiz zaman Nebisi, Hazret-i Zeyd ile birlikte elem ve kederler içinde yeniden Mekke yoluna çıktı. Az bir mesafe almışlardı ki atılan taş ve yuha çığlıkları ile ürperdiler. bir sürü serseri iki gece olarak yol kenarına dizilmiş, insanlığı kurtuluşa çağıran Hak Peygambre sövüp sayıyor ve eteklerine doldurdukları taşları gözleri döne döne savuruyorlardı.-Deli, büyücü! Demek Peygambersin ha! Hadi taşlar sana değmesin öyleyse!...Zeyd, radıyallahü anh, nur etrafında dönen pervane gibi Sevgili Peygamberimizin çevresinde fır dönerek zalim taşlara hedef oluyor ve Peygamberini korumaya uğraşıyordu.Fakat ne mütecavizler üç beş kişi, ne taşar beş on tane... Yağmur gibi taş yağıyor.-Yapmayın, etmeyin, yalvarıyorum, biz size ne yaptık, sonra pişman olacaksınız atmayın, bu suçu işlemeyin, ilişmeyin bize, bırakın yolumuza gidelim!Hazret-i Zeyd, bir taraftan Peygamberimizi hedef olmaktan kurtarmaya çabalarken aynı zamanda saldırgan sürüsünü de iknaya çalışıyordu...Ama laf anlayan olmadığı için kendisi ve Peygamberimiz kanlar içinde kaldı.Efendimiz ayağından, fedakar Zeyd başından yaralanmıştı...Taş atıp yuha çekenler öylesine zalimdi ki Sevgili Peygamberimiz, yapılan hücumlardan dermansız kalıp yere oturmak zorunda kaldığında ayağa kaldırıp zorla yürütüyor ve taşlama ve yuhaya devam ediyorlardı... Allah'ın hikmeti bunlar Mekke müşriklerinden beter çıkmıştı. Taif zulmü iki garip yolcunun düşe kalka yaralana yaralana kanlar içinde Mekke ile Taif arasında Batni Nahle isimli yere varmalarına kadar sürdü. Buraya geldiklerinde bir bağ gördüler ve kendilerini yorgun ve bitkin bir halde bir asma gölgesine attılar...Sevgili Peygamberimiz biraz dinlendikten sonra kanlarını sildi, abdest aldı ve iki rekat namaz kıldı. Ve o an bile yüce Allah'a ne güzel dua etti.-Ya Rabbi; sana zaaf ve aczimi arz ederim. Sana muhtacım. Merhametlilerin en merhametlisi, keremlilerin en keremlisi sensin. Kusurların mazeretini sen kabul eder, yolunu şaşırmışlara sen hidayet verirsin. Sen, kalbi kırıkların sığınağısın. Ey Allah'ım dualarımı da ancak sen kabul edersin. Halbuki bakaları benden yüz çevirir ve kalbimi kırar. Ya Rabbi hatalarım sebebiyle affına sığınıyor; rızanı istiyorum. La havle vela kuvvte illla billahil aliyyilazim...Taif vahşetinden dönen Sevgili Peygamberimiz ve Haris bin Zeyd, Mekke'ye gece gelmişlerdi. Şehir uykuda... Tek tek bazı evlerden zayıf sarı ışıklar sızıyor. Uzaklardan gelen cırcır böceklerinin sesi, bir neşe vermiyor. Köpekler, gecenin yalnızlığına doğru uzun uzun ama tedirgin havlıyor. Gökyüzünün derinliğinde ürperen yıldızlar bir tehlikenin habercisi gibi. her köşe başı beklenmedik bir tuzak olabilir.Bu sebeple Hace-i Kainat, sallallahü aleyhi ve sellem Zeyd radıyallahü anhı bir münasib yerde eve yollarken kendisi muhtemel takipçilerine karşı iz değiştiriyor.Mekke müşrikleri, Taif'de yapılanlardan ayrıca cesaret buldukaları için her çılgınlıgı fütursuzca işleyebilirler. Gece kanlığında yapılacak bir suikast... Hayır! Allah korusun...Bunun için Peygamberimiz amcasının kızı Ümmi Hani'nin kapısını çalıyor.. Serin bir rüzgar hışırtısının uyutuğu gecede dikkat çekmeyen küçük tıklamalar. Bütün mekke gibi Ümmi Hani'nin evinin kaç kere daha vurulunca içerden beklenen ses işitildi. Ümmi Hani soruyor:-Kim o?-Muhammed! Amcan oğlu.. misafir kabul eder misin?O, henüz müslüman değil ama bir büyük insanın kapısına gelmesinden son derece heyecanlı. Aceleyle cevap veriyor:-Kabul ne kelime... Senin gibi doğru sözlü, emin ve asil bir insanın şu haneyi şereflendirmesinden kıymetli ne olabilir? Buyur.Efendimiz teşekkür ederken Ümmi Hani hayıflanıyordu:-Keşke geleceğini bildirseydin; yemekler hazırlardım. Şimdi yiyecek ir şey yok. Ne aksilik ama... tüh... keşke önceden haberim olsaydı!...Halbuki O, öylesine ızdıraplı anlar yaşadı ki üzüntü ve yorgunluktan yemeği hatırlayacak halde değil. Mecalsiz bir vaziyette.. Ama bu halde bile tek eyi düşünüyor...Bir tek şeyi: Allah'ı ve O'nun razasını.-Ne yiyecek istiyorum ne içecek. üzülme ve hiç bir şey için zahmet etme. Rabbime ibadet edeceğim; O'na yalvarağım kadar emniyetli bir ye olsa kafi. Başka şey lazım değil.Ümmi Hani, Resulullah'a münasip bir yer gösterdikten sonra kendisine leğen, ibrik ve namaz kılması için bir hasır verdi... Ve hayırlı geceler dileyerek ayrıldı.Ev sahibesi şimdikendi odasında düşünüyordu:-Amcazademin düşmanı çok. Onun buraya girdiğini görmüş veya duymuşlarsa mutlaka baskına kalkışırlar. Böyle bir şey yapılırsa şerefim iki paralık olur.Evet; gerçekten şerefi iki paralık olurdu. Çünkü devrin adetine göre misafir en makbul şekilde yedirilir, içirilir ve her nevi tehlikeden korunur. Bunu yapamayan biri ise kimsenin yüzüne bakamaz.Ümmü Hani, babasından kalma kılıcı alarak dışarıda nöbet tutmaya başladı. Usul usul evin etrafında geziniyor.Yiğit kadın, dışarıda güvenliği temin ederken Sevgili Peygamberimiz, abdest alarak yatısı namazını eda etti ve Rabbine yalvarmaya başladı. Af diliyor; İnsanların iman etmesini niyaz ediyordu. Böylece bir hayli vakit geçti. Yorgunluk beşer kudretinin son sınırlarına gelmişti ve O, bugün en kederli zamanlarından birini yaşıyordu... Uyuya kaldı. Ama kendine has üstünlüklerden biri olarak gözleri uyuyor, kalbi uyumuyor.Bu eve sığınmak çok mühim.Bu yorgunluk çok mühim.Bu uyku çok mühim.Zira bunlar ilahi merhamete vesile ve tarihin en yüksek vakıalarından biri olan Miraç’a sebep oldu... Peygamberimiz Muhammed Mustafa sallallahü aleyhi ve selleme bu benzersiz nimeti bahşeden Allah'ımıza sonsuz hamd olsun...Peygamberlik vazifesini aldığı andan şu ana kadar senelerden beri büyük bir imtihanda. İnsanlığı hidayete kavuşturmak için tatlanılan yüzlerce, binlerce sıkıntıya başka kim nasıl dayanabilir? O, sallallahü aleyhi ve sellem, muazzam bir sabır, müthiş bir tevekkül ve çelik gibi irade ile dayandı. En aleyhte, en tehlikeli, hatta hayatı pahasına olan şartlarda bile üzerine aldığı büyük vazifeyi asla taviz vermeden ifa etti. bunu ifa ederken de karşılaştığı sıkıntılardan, çektiği çilelerden dolayı en ufak şekilde şikayetçi olmadı. Aksine kendini kusurlu gördü. Rabbinin razasını kazanıp kazanmama hususunda endişelendi; af dilediş insanların saadeti için dua etti. Arkadaşlarını sabra ve en ağır şartlarda bile şükre alıştırdı. Her şeyi ile mücessem İslam ahlakı...On seneden fazla bir zamandır dayanılmaz meşakkatlere tahammül eden böyle bir peygamber elbette ilahi mükafaatlara kavuşacaktır.Allahü teala, Cebrail aleyhisselama buyurdu:-Sevgili Peygamberim çok üzüldü. Vücudu yaralı, kalbi kırık. Ama o halde dahi düşündüğü tek şey benim rızam. Bu sebeple git Habibimi bana getir. Yolunda olanlara hazırlandığım cennet nimetlerini ve kendisine düşmanlık edenleri bekleyen azapları görsün.. O'nu bizzat ben teselli edecek ve kırık kalbini kendim tedavi edeceğim..Cenab-ı Hak devam buyurdu:-Bu geceki taat ve ibadetin Sevgili Peygamberimi davet olsun. kanatlarını cennet takıları ile süsle, hizmet kemerini tak, tacını giy. Melekler, semaları nur ile doldursun; sıdk ve safa nöbetçileri sevinç kösünü çalsınlar. Sekiz cennet tezyin edilsin. Cehennem yumuak ve sakin olsun. denizler ve rüzgar harekesizce dinlesinler.Nuh, İbrahim, İsa gibi Peygamberlerin ruhları hazır olsun. Yeryüzündeki bütün kabirlerden azab kalksın.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)