ÖZGÜN YAZILAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ÖZGÜN YAZILAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Temmuz 2013 Salı

RUYA...

Gözgözeydiler...

Zaman durmuştu adeta, hiçbir şey hareket etmiyordu. Başka bir boyutta başka bir hayatta , nefes alış verişleri bile yavaşlamıştı.

Gözlerini kaçırdı genç kız. Olmamalıydı, olmamalıydı, aşık olmamalıydı.

Duran zamanda uyanan ilk şey beyninin içindeki düşünceleriydi. Tek bir söz olmamalı..!

Uzaklaşmaya çalıştı beynindeki düşünceler kalbindeki sesler olduğu yerde sendeledi. Karanlıktaki genç adama tekrar baktı, tekrar kaçırdı gözlerini olamazdı.

O değilmiydi aşktan anlamayan onun verdiği derin ızdırabı kaldıramayan istemiyorum diye söylendi zihninde, fakat artık dudaklarıda isyan ediyordu ve arasından fısıldayan seste
zihnine eşlik ediyordu istemiyorum.

Uykusuz geceleri, zihnimde oluşacak seni istemiyorum. Benliğimi kaplayacak bu zehri kanıma karışacak beni felç edecek
hayatımı etkileyecek yüreğimi uyandıracak şeyi istemiyorum.
Sessizce otururken yanan mum alevinde suretini görmek ne kadarda özledim demek istemiyorum.

Terasımda akşamın serinliğini hissederken bedenım,yüzüme vuran esintiyle gözlerimi açıp özledim demek istemiyorum. Başımı kaldırdığımda gökyüzü bütün haşmetiyle karşımdayken seçebildiğim yıldızlara bakıp onun kadar uzak değil ya en azından deyip kendimi avutmak istemiyorum.

Nasıl olsa bitmeyecekmiydi ömür, gün gelip misafirhaneden gitmeyecekmiydik öyle acı bir veda istemiyorum,

Ya terk edilişler, onlar değilmiydi yüreği kanatan sevmeden sevilmeden nefret ettiren, onlar değilmiydi yaşları akıtan gözlerden boğazını yakan dilini bağlayan hayatını sarsan, istemiyorum hicbirini yaşamak istemiyorum.

Sesle irkildi düşüncelerinden,,

Genç adam karanlıkta ona doğru adım atıyordu, gözleri iyice açıldı kızın oda uzaklaşmaya başladı adam yaklaştıkça kız uzaklaştı. Karanliktaki silüet durmuştu şaşkındı. Neler oluyordu...

Adamın durduğunu gören kız uzaklaşmak için adım atmayı bıraktı. Ama burda kalamazdı gitmeliydi. Zihninde yine düşüncelere daldı
kalbi dayanamadı isyan etti içinde,,

Neden,,

Bende sevmek sevilmek istiyorum içimde bıraktığın boş yeri doldurmak istiyorum, bende delice özlemek özlenmek istiyorum. Hakkım değilmi bunları yaşamak.

Beyin itiraz etti,,

Neden sadece kendini düşünüyorsun, seni sonra paramparça bir halde toplayan benim, sen aşkı yaşarken ihtimalleri düşünen benim. Sen kıpırtılarla kıvılcımlarla coşarken terkedilişlerle bu bedene verilen zararı düzelten benim.

Kalp susup kalmıştı. Oysa o kadar hasretti ki sevgiye ama beyin haklıydı kalbin sızlanmaları durdu tekrar içine kapandı daha önce yaptığı gibi...

Kızın düşündüğü tek bir söz beyninde yankılanıyordu:

Aşık olmamalıyım...!

Gözlerini boşluğa genç adama çevirdi adam yavaş yavaş uzaklaşıyordu kızdan iyice. Gözden kaybolup yok oldu.

İki damla gözyaşı süzüldü yanaklarından o kadar yalnızdı ki. İrkildi olmamalıydım rüyamda da aşık olmamalıydım dedi ve gördüğü rüyadan uyandı...

Rüyadan geriye kalan sadece yanaklarındaki ıslaklıktı...

19 Haziran 2013 Çarşamba

"İNSAN DERKEN...."

Bir sabah kalkacağım ki yatağımdan büyümüşüm; Ben büyüdükçe ufalmış evren, ben uzadıkça daralmış, Kollarım bir buluttan bir güneşe açık, Başımdan kuyruklu yıldızlar geçmekte peş peşe. Tüm sırlar tükendi sanacağım Derken adımı soracaklar…. Ve ben İNSAN derken UTANACAĞIM….
Yanlış hatırlamıyorsam bu şiiri okuduğum zaman ince bir şiir kitabında orta okuldaydım ( bizim zamanımızda orta okuldu  yüz yıl önce falan ) Atilla Damar yazarı daha sonra çok aramama rağmen kendisine ait başka yazılara rastlayamadım. Bunun gibi bir sürü insanın içine işleyen şiir vardı o kitapta. Ne kadar manidar sözler düşünsenize uzaydan izleniyoruz mesela ki bizim inancımıza göre zaten her adımımız her fiilimiz görevli melekler tarafından yazılıyor zaten. Ama biz yaşam olan bir başka gezegenden izlendiğimizi varsayalım. “Dünya adında bir gezegende yüzyıllardır kavimler boyu bir arada yaşamayı beceremeyen bir yaratık türü. Neden kendileri de bilmiyor. Hırslar içinde büyüyorlar aslında küçükken sevimliler  ama yaşları ilerledikçe bilgiye güce sahip oldukça kalpleri kararmaya başlıyor. Daha çok para daha çok statü daha büyük bir ev. Konum ve konforlarına göre bu beklentiler değişiyor. Yakıp yıkmaya öldürmeye başlıyorlar. İlk kanı döken Kabil den beri kardeş kardeşi tanımıyor en ufak bir buhranda…Hele günümüzde daha da ağresif bir tür haline gelmiş. Para ve güç denilen bir şeyin peşinde savuruyorlar birbirlerini. En kötüsü de bu hızla giderlerse yaşayacakları bir gezegenleri kalmayacağını bilmiyor hiçbiri.” Düşünsenize dünyayı dışarıdan izleyen bu yorumları yapıyor bizlerle ilgili yada buna yakın belki daha farklı gelişmiş cümlelerle. Ne kötü..
Nasrettin hocaya halkın ileri gelenlerinden biri sormuş -Sen kimsin ne iş yaparsın? Hiç demiş Nasrettin hoca Adam küçümsemiş biraz aşağılar gibi bakmış. Dayanamamış hoca dururmu -Sen peki demiş adama sen ne iş yaparsın -Ben alimim demiş adam Sonra ne olacaksın peki -Vezir olurum herhalde Peki sonra demiş hoca -Bir yere vali olurum buyuk ihtimal Böyle böyle tüm makamları saymış adam. Peki sonra demiş hoca. Adam düşünmüş -Hiç diyebilmiş sadece. Ben demiş hoca Senin yıllar sonra geleceğin makamdayım sen hala benimi küçümsersin.
Kendi adıma konuşayım etrafımda olup bitene bakınca üzülüyorum ben inciniyorum sokakta yaşayan insanları gördüğümde, Ben evdeki yemeği beğenmezken dünyanın diğer ucunda kuru ekmeğe razı olanı gördüğümde utanıyorum halimden. Herkes kendi yanındakine bir iyilik yapsa aslında en basiti sadece sabah evden çıktığında karşısına çıkana GÜLÜMSEME nezaketinde bulunsa bu bile çok şeyi değiştirecek. Bilemiyorum çokta anlamam yazıp çizdiklerimden ilim sahibi sanmayın içimden gelenler sadece bunlar ama en azından üzerinde yaşadığımız dünyaya ve etrafımızdakilere biraz daha farklı davranmalıyız sanki. Yarınlar dediğimiz şeyin daha güzel gelmesi ve çocuklarımıza yaşayacak bir dünya bırakabilmek için. Bir gün zamanda mekanda yada zamansızlıkta adımızı sorana yaratılmışların en üstünü olarak yaratılmışken yaptıklarımızı düşünüp “İNSAN” derken utanmamak için en azından.

17 Haziran 2013 Pazartesi

SAHİBİNDEN AZ KULLANILMIŞ KALP...

Birgün şöyle bir ilan versem ; “SAHİBİNDEN AZ KULLANILMIŞ KALP” detaylarına da eklesem Sevilmek için can atan , içi iyilikle dolu henüz kirlenmemiş her şeye rağmen, hala her şeyin bir insanı sevmek ile başladığı bir ütopya da yaşıyor. Talip olana sorun çıkarmaz sever hem de çok. Özler sizi hayatınızı kolaylaştırmak için hayatını adar. Sabahları gülen bir yüzle uyandırır sizi. Üstelik sağlığa da yararlı mutlu eder çünkü ruhunuzu okşar. Aklınıza gelmeyecek sürprizler yapar sizin için, üstelik konforludur da sıkılmazsınız; boğulup kaçacak ferah bir başka bahçe aramazsınız hep bahar vardır mevsimlerinde, yağan kar da olsa ılık eser rüzgârı… Çünkü bu kalbin içinde hırs yoktur. Saftır sizin ağzınızdan çıkıyorsa her söze koşulsuz inanır. Ama şartları var tabi bu kalbe sahip olmanın o yüzden az kullanılmış; öncelikle eğer açmak istiyorsanız bu Ütopya ‘nın kapısını sınırsız olmalı sevginiz ve gerçek olmalı her yalan bir kapıyı kapatır bu dünyada. Kendini özenle saklamıştır çünkü içinde yaşadığı zamana benzetmemiştir koruduğu dünyayı.. Mesela hiç güvensizlik yaşamamıştır. Bir gözde sevgiye dair bir ışık gördüyse herkesin bir hikayesi vardır ve o inanmıştır bu hikayenin gerçekliğine. Günü birlik maceralar üzerine yıkmamıştır tertemiz hayallerini, dışı kararmış olsa da içerisinde hala balonlar üçüşmaktadır.Kocaman bir lunapark vardır bir bayram yeri gibi. Pamuk şekeri lezzetinde küçük mutluluklarla doludur. Biraz kırgın belki, biraz yaralıdır. Hırpalanmış yorulmuş biraz. Sen talip olmak istersen onarılması sabır isteyen incinmişlikleri vardır. Söylenmemiş sözlere hasret sanırım biraz yarım bırakılmış yaşanmamışlıklara. Korkutmasın bu seni bazen en basit sözler kocaman yaraları kapatır. Bu kalpte sonu gelmez tükenmez bir sevgi var. Bir gün böyle bir ilan versem her şeyin maddeyle karıştığı ve hemen tüketmeye hazır olduğumuz hiçbir şeyi elde etmek için fazla çabaya tahammülümüzün olmadığı “ruhlardan önce tenlere dokunmaya” alışır hale geldiğimiz dünyada bir alıcı bulur mu? Ne dersin… “SAHİBİNDEN AZ KULLANILMIŞ KALP’im

15 Haziran 2013 Cumartesi

YENİDEN BAŞLAMAK

BAZEN YENİ BAŞLANGIÇLAR YAPMAK GEREKİR İstediğiniz, yapmadığınız, anlatmaya çalıştığınız bir çok şeyin belkide başkaları tarafından çok önemsiz gibi hissedildiği görüldüğü zamanlarda , kırılıp bir çok olaya yaşamdan uzaklaşabiliriz. Belkide can dediklerinizden, canan saydıklarınızdan, en yakının bildiğinden gelse de size yağmur gibi tüm olumsuzluklar, duraklamak ve silkinmek gerekir bazen. Nokta koyamadığınız mutsuzluklara en azından virgül atıp; bir bebeğin gülümsemesindeki masumiyetle, bir sevdalının bakışındaki güzellikle, bir kelebeğin yaşama heyecanı ile yeniden birşeyler yapmak lazım her şeye rağmen. Kısacası yaşamda,BAZEN YENİ BAŞLANGIÇLAR YAPMAK GEREKİR...
Her yeni yıl akşamı radikal kararlar alırız hayatımızla ilgili "artık zayıflama zamanı gelmiştir, sigara bırakılmalıdır, eski sevgili yeni yılda düşünülmemelidir mesela. Daha çok kişisel gelişim kitabı okunup geliştirmeliyizdir kendimizi görmediğimiz yerleri görecek asla yapmam dediklerimizi yapacağızdır. Yada daha büyütürüz bu kararları ; yeni bir iş bulup kariyerimize başka bir yön vereceğizdir sevdiğimiz işi yapmalıyızdır artık... Yada her doğum günümüzde yeni yaşımızda artık yapmayacaklarımızı ve yapmamız gerekenleri listeleriz. Bu ve bunun gibi bir sürü hiç başlanmamış başlangıçlarımız olur hayat boyu... Ama çabuk geçer değişim heyecanı çünkü zordur verilen kararları uygulamak. Bir zaman gerçekten çabalarız uygulamaya çalışırız ama ne yazıkki bir süre sonra söner bu istek. Aman deriz yaşıyorum işte nedir bu gereksiz çaba. Kendi içimize döneriz tekrar. Öyle ya; hergün gidip geldiğimiz bir işimiz vardır bizi sevdi-ğini düşündüğümüz bir eşimiz belkide, yada bir ailemiz. İşimizde istediğimiz pozisyonda değilizdir ama olsun dur bir çok insan işsizdir işte. Şükür deriz. Bir hayatımız vardır nihayetinde öyle yada böyle devam eden. Peki "mutlu muyum" deriz bu sefer. Az sonra sustururuz kendi kendimizi mutluluk dediğin neki işim eşim ailem var. Hayatım düzgün sağlığım yerinde daha ne olacak. Evet insanoğlunun %90 ı bu şekilde devam eder hayatına bir sürü keşkeler bırakarak ardında. Sonra yıllar geçip gittiğinde saçlarına aklar düşmüş ve sonlara yaklaştığı zamanların birinde bir cam kenarında kahvesini yudumlayıp maziye şöyle bir göz attığında Ahlar biriktirdiğini farkeder, keşkeler, ya yapsaydım ne olurdular. Keşke der o yıl işimi değiştirseydim. Keşke sevgilime onu ne kadar çok sevdiğimi aslında benim için ne kadar değerli olduğunu söyleyebilseydim korkmasaydım belki herşey bambaşka olurdu....Ve daha neleer neleer geçer içinden. Geli o cam kenarına vardığında yolumuz kahvemizi yudumlarken yapamadığımız başlangıçlarımızın söyleyemediğimiz sözlerin değiştiremediğimiz -cesaret edemediğimiz- hayatımızın muhasebesi olmasın elimizde. Cesurca olması gerektiği yerde yepyeni başlangıçlarla iyiki yapmışım dediğimiz hayatımızın mutluluğunu yad ediyor olalım. Bazen gitmek gerekir. Bazen vazgeçmek gerekir. Kesip atmak gerekir kanayan yarayı. Bir yere varamayan ilişkiyi bitirmek yada başlaması gerekeni içimizi açarak başlatmak gerekir. Hadi hep beraber bugün yeni hayatımızın ilk gününü kutlayalım ve değiştirmeye başlayalım her ne ise aksayan. Çok geç olmadan....

11 Haziran 2013 Salı

YA PİŞMAN GİBİ BAKARSAK?..

"Ya karşılaştığımızda düşman gibi değilde pişman gibi bakarsak ?..." Bu söz hep çok etkilemiştir beni....
Özellikle biten evlilikler geldiğinde aklıma. Muhakkak bir çoğunun geçerli bir sebebi vardır yıllar süren evliliklerini bitirmek için ama yine büyük bir çoğunluğu özellikle günümüzde yersiz gereksiz kaygılar kişilik çatışmaları yüzünden bitiyor.

Agresif bir toplum olduk çünkü artık hayat zor diyor herkes anlaşılmaz bir şekilde ...Kimse bize gül bahçesi vaadetmedi ki kolay olsun. Üstelik zor olan değil midir güzelliği arttıran  , her zor elde ettiğimiz bu yüzden bize daha çok haz vermez mi? " -Bu zorluklar içinde diyor erkek bide eşimin beni anlamayışına dayanamadım artık :) biliyordu evlenirken nasıl biri olduğumu " Aynı anda bayan başka serzenişlerde"-Sevmiyor beni işte daha evleneli altı ay oldu ama olmuyor yapamıyoruz evin içinde daha şimdiden iki yabancı olduk ben kariyerim diyorum o müdürlüğüm diyor bana değer vermiyor" Bitmeli diyorlar bitiyor daha başlamadan...

Eskilerde kolay bitmezmiş evlilikler neden daha mı kariyer sahibi iken evleniyormuş kadınlarımız , mal varlığı tavan yaptığında mı evleniyor muş erkeklerimiz. Sanmıyorum. Başka değerler üzerine kuruluymuş evlilikleri bana kalırsa sevgi şimdi bizim dillerimizde gezen sevgi değilmiş saygı gerçek değerini yerini biliyormuş. Kimse tatilde nereye gideceğinin kavgasını vermiyormuş o zamanlar birliktelik dendiğinde yek vücut kadın ve erkekler geliyormuş herkesin aklına , konu komşu sosyal medya bilmiyormuş o dört duvarda olanı...


İşte günümüzde o adam ve o kadın daha ilk andan katlanamaz hale geliyorlar birbirlerine evlendikleri günden itibaren bir gövde gösterisidir başlıyor evin içinde. Ben bunu ; ilk çağlarda taş devrinde karşı karşıya gelen ilkel insanların o ilk anki gövde gösterilerine benzetmişimdir hep hangisi güçlüyse itaat ona idare onun elinde. Asıl mevzuda bundan sonra başlıyor sanırım. Çünkü kadınlar da birey artık erkekler kadar yeri geldiğinde hatta çoğu zaman çok daha güçlüyüz. Doğal olarak yenişemiyor o adam ve o kadın. Ben diyor kadın , Ben diyor adam... Hiç bir zaman biz olamama yolunda sağlam adımlar atmaya başlıyorlar .Sonra o iki gövde gösterisi kahramanı "-denedik olmadı diyor bizler medeni insanlarız ayrılalım..."

Gençliğinde verdiği dinamizmle unutuyorlar neden evlilik kararı aldıklarını , birbirleri için aslında ne olduklarını , birbirlerini sevdiklerini . Bazen büyük arbedelerle oluyor bu ayrılıklar "Şeytan görsün yüzünü :) "oturuveriyor dillerine...

İyi ama ya

"YA BİR GÜN KARŞILAŞTIĞINIZDA DÜŞMAN GİBİ DEĞİL DE PİŞMAN GİBİ BAKARSANIZ"