KİŞİSEL GELİŞİM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
KİŞİSEL GELİŞİM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Haziran 2013 Çarşamba

ASLINDA BİLİNÇ ALTIMIZ...


Hiç ameliyat geçireniniz var mı?
Bir çok kimsenin "evet" dediğini duyuyorum. İkinci soru geliyor o zaman.
Peki ameliyat esnasında yanınızda konuşulanları hatırlıyor musunuz?
Narkozla yani anestezi ile ameliyat geçiren herkesin bu soruya "hayır" dediğini duyuyorum.
İsterseniz ameliyata kadar gitmeyelim. Uyurken yanınızda biri konuşsa sabahleyin uyandığınızda hatırlar mısınız? Bu soruya da herkesin "hayır" dediğini duyar gibiyim.
Bu sorulara ben de sizler gibi cevap veriyordum ta ki az sonra yazdığım şeyleri öğreninceye kadar.
Güzel insanlar sizlere bildiğinizi yerinden oynatabilecek ve sizi hayretler içinde bırakabilecek bir şey söyleyeceğim. Bilinçaltı biz farkında olmadan her detayı kaydeder.
Yukarıdaki hayati ifadenin en önemli sonucu şudur: Çocuklara verdiğiniz her mesaja, yaptığınız her yüklemeye dikkat edin, özen gösterin!
Öyle ki verdiğiniz mesajlar ve yaptığınız yüklemeler onun kendisine güven duymasını ve mücadele gücünü artırabilirken düşünce gücünü zayıflatarak onu beceriksiz, özgüveni yetersiz biri haline de getirebilir.
Birçok anne babadan şu şikâyetleri çok duyarız: "Hocam dediklerimi hiç dinlemiyor, yapmıyor. Hep tersini yapıyor. Oysa ben onun için güzel şeyler düşünerek neler neler anlatıyorum. Söylediklerime bir dikkat etse inanın hiçbir problem kalmayacak, çok iyi anlaşacağız."
Şöyle soruyorum hemen arkasından: "Çocuğunuza söylediğiniz o neler nelerden birkaç tane de bana söyler misiniz?"
Bizimkiler başlıyor: "Oğlum, kızım şunu yapma. Buraya gitme, o öyle yapılmaz. Sen beceremezsin."
"Eğer ben sizin evladınız olsam ben de yapmam" deyince anne babalar hemen şaşırıyor.
Dostlar, sizler de çocuklarınıza yukarıdaki gibi yüklemelerde bulunuyorsanız ve çocuğunuz yapmıyorsa bunun sebebi şudur:
İnsan zihni olumsuz mesajları algılamaz yani olumsuzluk eki ile biten bütün kelimeler zihnimiz tarafından olumluya dönüştürülerek algılanır.
Kızınız elinde çay tepsisiyle geliyor. Siz şöyle dediniz: "Kızım dikkat et sakın dökme!"
Emin olun sizi yalancı çıkartmaz, döker.
"Sigara içmek yasaktır" levhasını gören tiryakinin aklına sigara içmek düşer.
Geçenlerde bir özel okulun öğretmenlerine gittiğim bir öğrenme seminerinde orada bulunanlara şu iki soruyu sordum: "Öğrencilerin bir konuya dikkatlerini çekmek istediğinizde çocuklar burayı unutmayın" diyenlerle "burayı her zaman hatırlayın" diyenler el kaldırsın dedim.
Sonuç ne biliyor musunuz?
Neredeyse tamamı "çocuklar burayı unutmayın" diyorlarmış.
Arkasından aşağıdaki bilgiyi verdim:
Allah insan beynini iç içe geçmiş üç katman halinde yaratmıştır.
En altta, en içte ilkel beyin yer alır. Ortada limbik sistem, en dışta ve en üstte de korteks yer almaktadır.
İlkel beyin; kuşlar dahil tüm canlılarda, limbik sistem; bazı memeli hayvanlarda ve insanlarda, korteks ise sadece insanlarda bulunur.
Korteks te sağ ve sol beyin olarak iki parçadan oluşmaktadır. Öğrenme bu sağ ve sol parçalarda (lob) meydana gelmektedir.
Beynimize ulaşan ilk mesaj en ortada bulunan limbik sisteme gelir. Limbik sistem gelen mesajı değerlendirir, olumsuz ise ilkel beyine havale eder. Olumlu ise kortekse gönderir. Yani olumsuz duygular ve mesajlar, sistemi ilkel beyine, olumlu duygular ve mesajlar da kortekse yönlendirir.
Onun içindir ki insan beyni olumsuzu algılayamaz.
Beynimizin duygusal merkezi (limbik sistem) oldukça güçlüdür. Nefret, şiddet, sinir, korku, kaygı, aşırı heyecan gibi olumsuz duygular beynin sağlıklı düşünmesini ve konsantrasyonunu yani odaklanmayı engeller.
Duygusal yönün zayıflaması öğrenmeyi de zorlaştırır. Uzmanlar beynin düşünen ve üreten parçasının (korteks) beynin duygusal parçasından ürediğini söylerler. Güven, takdir, sevgi, canlılık, mizah gibi olumlu duygular öğrenmeyi ve çalışmayı kolaylaştırarak olumlu düşünmeyi geliştirmektedir.
Her 10 kişiden 9 u çevresinde olumlu insanların olmasını istiyor ve bu tür insanlarla çalıştıklarında daha verimli olduklarını söylüyorlar. Bunu herkes istiyor ve nedense herkes o 1 kişi gibi davranıyor (kimse o 9 kişiden biri olmaya uğraşmıyor). Neden? Yetiştiğimiz kültür, neyin doğru olduğunu söylemek ve öğretmek yerine, neyin yanlış olduğunu göstermeyi önemli buluyor. Sonuç: Bize olumsuz düşünmek ve problemleri görmek daha kolay geliyor.
Filmlerden hatırlayın. Yabancılar cenazelerini gömdükten sonra "seni hep hatırlayacağız" derler. Biz "seni hiç unutmayacağız" deriz ve unuturuz.
Araştırmaların çoğu olumlu duyguların yaşamak için gıda kadar gerekli olduğunu ortaya koymaktadır.
Görmüş geçirmiş bir teyze iki torunuyla beraber gezerlerken teyzenin tanıdıklarından biri onun ve torunlarının yanına yaklaşarak torunlarını sever, onların adını ve yaşlarını sorar. Teyzenin verdiği cevap çok ilginçtir: Doktor olanı 6, mühendis olanı 8 yaşında.

Sevgili dostlar, her zaman hatırlayın: İnsanların ortaya çıkaracakları eserler genellikle yakın çevresindeki insanların kendilerinden bekledikleriyle doğru orantılıdır. Başarının en önemli anahtarlarından birisi de beynin olumlu düşünceye programlanmasıdır.

Uzmanlar bir günde ortalama 20.000 karşılıklı etkileşim yaşadığımızı söylüyor. En kısa etkileşimimiz birkaç saniye sürüyor ve her etkileşimde, kişiliğimiz üzerinde etki gücü yüksek "iyi ki varsın" veya "sen de kimsin" mesajı alıyoruz. Bizde iz bırakanlar ise bu etki gücü yüksek olumlu veya olumsuz olan etkileşimlerdir.

Kişiliğimizin temelinin bu duyguların ve anlık etkileşimlerin etkisiyle elde ettiğimiz ve kendimize atfettiğimiz değerle oluştuğunu görürüz. Özsaygı, kişilik ve özgüven değerlerinin temelinde hayatımızın ilk yıllarının hele hele 6 yaşa kadar olan mesajların önemi ve etkisi vardır.

Eğer beynimiz her detayı kaydediyorsa biz ameliyatta olanları ve yanımızda konuşulanları neden hatırlamıyoruz. Bırakın ameliyatı uykudayken yanımızda konuşulanları bile hatırlamıyoruz. Peki neden? Çünkü bunlar bilinçaltına kaydedildi, biz hatırlamıyoruz zannediyoruz.

Ameliyat anında ameliyatı yapanların "eyvah, kurşun kötü girmiş, her yeri parçalamış, bu adam ayağa kalksa da sakat kalır" gibi şeyler söylemelerinin ameliyat sonrasında olumsuz gelişmelere yol açtığının ortaya konmasıyla cerrahların ameliyat esnasında hastanın yanında olumsuz konuşmamaları kural olmuştur.

O zaman şunu bir düşünelim: Ameliyat esnasında veya uyurken yanımızda konuşulan her olumsuz ifade bizi derinden etkiliyorsa ya uyanıkken söylediklerimiz veya duyduklarımız.

Çocuklara verdiğimiz her olumsuz mesaj aslında bilinçaltına yerleştirilen tahrip gücü yüksek bir bomba gibidir. Bazıları etkisini hemen gösterirken bazıları da yıllar içerinde etkisini gösterir.

Çocuklarımıza yetişkin bir birey oluncaya kadar 144.000 defa "yapamazsın, edemezsin, olmaz, beceremezsin, inanmam, gidemezsin, başaramazsın" gibi olumsuz mesajları verdiğimizi ve bunları kullandığımızı biliyor muydunuz?

Bunların sonucunda beynimiz yanlış yükleme ve şartlandırmalarla adeta doğru düzgün çalışmayı unutuyor. Bu şartlandırmalar zamanla yıkılmaz inançlar haline dönüşüyor. 

ALINTIDIR

19 Haziran 2013 Çarşamba

ÖZGÜVEN ' İMİZ...

Heryerde kendimizi geliştirmek adına bişeyler yapmaya kalkıştığımız her evrede ilk karşımıza çıkan terim… Peki nedir bu özgüven ne işimize yarayacak  ?  Özetle  kendi içimizle ve çevremizle mutlu olmamız. Aklımızda olanı söylemek konusunda da yapacağımız iş ten tutunda alacağımız en basit kararlara kadar eleştirilere , tepkilere karşılaşacağımız sorunların çözümüne ilişkin her evrede reaksiyonlara karşılık kendi hayatımızın sorumluluğunu alabilmemizdir. Kısacası birey olma yolunda önce benliğimizi kabul edebilmektir. Eğer bunu yapabilirsek yersiz mutsuzlukların içine girmeyiz, hayatımızda eğer yanlış giden bişeyler varsa bunun sorumluluğunu başkasına atmaktansa çözüm yollarını daha kolay bulup uygulayabiliriz. Anahtar cümle sanırım şu “bu benim hayatım ve yaşadığım sürece doğru yada yanlış aldığım bütün kararların işlediğim bütün fiilerin sorumluluğu bana ait” 
Peki tam tersini düşünelim ; kendimizden sürekli şüphe duyduğumuz, tamamen pasifize olduğumuzu, karşımızda bizden daha yüksek sesle konuşan biri olduğunda dahi ona boyun eğdiğimizi, bulunduğumuz her ortama gerektiğinden fazla bir uyum gösterdiğimizi etrafımız yada ailemiz tarafından sevilmediğimizi var sayalım (ne kadar yorucu bir yaşama biçimi değil mi? ) Eğer böyle kurgulanmış bir hayatın içinde olduğunuzu düşünüyorsanız ciddi bir özgüven eksikliği içerisinde olduğunuzu söylemek herhalde yanlış olmaz.


ÖZGÜVEN EKSİKLİĞİ NASIL GELİŞİR?
Böyle bir problemin olduğunu varsayarsak önce bunu nasıl geliştirdiğimizi bulmalıyız aşağıda maddeler halinde birkaç şeklini sıraladığım duygularla sık karşılaştıysanız bilinç altınız sizi doğrudan özgüvensiz bir yaşama sevk etmek konusunda  hiç tereddüt etmez.

a-Kendini veya yeteneklerini çok acımasız bir şekilde eleştirmek. 
 ( Eleştirilmek yada kendi kendimiz sorgulamak dozunda yapılıyorsa iyi bir ilerleme aracıdır. Ancak bunu en acımasız şekliyle uyguluyorsanız bu sizin gerilemenize sebep olur. Eğer böyle bir ortamdaysanız nazik bir dille etrafınızdaki insanların bunu değiştirmesini sağlayın bunu yapan kendiniz seniz eğer eleştiri cümlelerinizi olumlama cümleleri ile değiştirin. Kendi kendimize olumla cümleleri ile ilgili ilerleyen yazılarımda size örnekler sunacağım)

b-Olayların sonuçlarını, gerçekte olduklarından daha kötü bir şekilde değerlendirmek. 
(Örneğin mutfakta yemeğiniz taştıysa buna bir anlam yükleyip olayı abartmayın olay basit sadece yemek taştı ve siz bunu tekrar yapabilirsiniz , yada bir iş başvurusundan ret cevap aldınız bu demek oluyor ki daha iyi fırsatlar sizi beklemekte . Bu ret cevabını hayatınızın sonuna kadar işsiz kaldığınız kurgusuna dönüştürmeyin. Yaşadığınız olaylarda daima tek bir sonuç vardır yoruma açık hale getirmeyin ve olumsuz bir sürü düşünce ile bilinç altınızı doldurmayın. Unutmayın bir kapı kapanıyorsa mutlaka daha iyisi açılma üzere sizin tokmağa dokunmanızı bekliyor)

c-Gerçekçi olmayan hedefler belirleme.
( Hedefleriniz gerçek elle tutulur ve bölümlere ayrılmış olsun muhakkak. Yolun sonunda varmak istediğiniz büyük resmi parçalara ayırın . “Bir iş sahibi olmak” bu  bir hedef değildir. Bunu anlaşılır bir hale getirmelisiniz. Örneğin üniversiteyi bitirdikten sonra pazarlama alanında kariyer edinebileceğim bir iş sahibi olacağım. Bu bir hedeftir sınırları belli varılacak yerin net olduğu bir hedeftir hangi yoldan gideceğiniz size ve tercihlerinize kalmış olsa da sonuç olarak pazarlama sektöründe bir iş sahibi olmayı planladığınızı belirtmiş oluyorsunuz. Bunun gibi her hedefiniz gerçekçi ve sınırları çizilmiş olmalıdır.)

d-Başarısızlık korkusu
 ( Girdiğiniz işlerde, söyleyeceğiniz sözlerde, herhangi bir platformda yapacağınız konuşmada , iş görüşmenizin sonucunda kısacası hayatınızın herhangi bir zamanında gerçekleştireceğiniz eylem ve söylemlerinizde başarısız olma fikrini aklınızda uzun süre tutmayın. Bunun bir korku haline gelip sizi esir almasına izin verirseniz bu özgüveninizin zedelenmesine neden olacaktır. Sonuçta başarısız bile olsanız o konuda gereken tüm çabayı ve emeği sağlamış yine de sonucu değiştirememiş sinizdir buda dünyanın sonu değil aksine yeni bir girişim kapısıdır. Bu şekilde düşünmelisiniz)

 Özgüven ve hayat içerisindeki tüm eylemlerimizde ki başarılarımız doğru orantılıdır. Daha önce yaptığımız ve başarı gösterdiğimizi bildiğimiz bir konuda sonraki çalışmalarımızda da başarılı oluruz. Çünkü bu öğretilmiş psikolojidir. Bilinç altımız bu işe giriştiğimizde “ben bunu biliyorum ve ne yapılması gerektiği konusunda da fikrim var” mesajı verecektir. Buda sizin daha rahat ve relax hareket etmenizi sağlar.Diyelim ki başarısız oldunuz bu durumda da yeni bir heyecana itmeli sizi başarısızlık hırsınızı ve düşüncelerinizi “hep kaybedeceğim” konusunda değil  , “başarılı olmak için biraz daha çalışmam gerekiyor “ doğrultusunda kullanmalısınız.

Özgüveninizin azalması konusunda ailenizin gelişme döneminde dikte ettiği belki biraz fazla tekrar ettiği sözlerin ve fiillerin etkili olduğunu var sayarsak bunları değiştirmek yine sizin elinizde unutmayın ki şu ana kadar sarf ettiğiniz efor size dikte edilen başarısızlığı yakalamak yolundaydı. Bu demek oluyor ki tam tersi bir  efor sarf ederseniz  başarı da devamında gelecektir.

13 Haziran 2013 Perşembe

NEDEN KİŞİSEL GELİŞİM ?

“Sen evlenirken senin çeyizine kitaplarını koyacağım” derdi annem  Okuma yazmayı çözdükten sonra hep bir elimde kitap oldu sonra okumaktan keyif aldığımı fark edince ilgi alanlarıma göre yönlenmeye karar verdim. Neydi ilgimi çeken? “ BEN” evet en önemlisi insanın kendisini bilmesi değil mi? –Sen kendini bilmez isen ya nice okumaktır…Yunus Emre ‘nin bu dizeleri ne güzel söylüyor. Benim serüvenim böyle başladı sanırım. Kişisel gelişim adına sayısız kitap okudum. İçerisinde amacına hitap edenler de vardı konudan sapıp pazarlama ve en büyük olmaya gidenler de oldu. Özellikle yabancı yazarların kitapları insanı dünyanın merkezi olmaya bencil olmaya itiyor bana göre. Oysaki bu olmamalı kişisel gelişim. Zayıf yönlerini keşfetmek en başta ve bunların üzerine gidip güçlendirebilmek. Bir insanın mutluluğu aslında içinde başlıyor sonra çevresinde tamamlanıyor. Siz istediğiniz kadar entelektüel istediğiniz kadar her şeyi en iyi yapan olun çevrenizle diaoğunuz iyi değilse hoş sohbetler edemiyorsanız öğrendiklerinizi çevreniz için kullanamıyorsanız en önemlisi çevrenizdekilerin mutluluğu için bişeyler yapamıyorsanız asla mutlu ve doyumlu bir hayat yaşayamazsınız. Bu demek oluyor ki kişisel gelişim doğru iletişimleri ve bildiklerimizi aktarmayı da içeriyor. Peki nedir bu Kişisel Gelişim dedikleri uğruna sayısız kitaplar yazılan seminerlere konu olan ? Kişisel Gelişim olarak tanımladıklarımız kişinin en yüksek potansiyelini açığa çıkartmada, bu potansiyeli en iyi şekilde oluşturmada ve kullanmada katkısı olacak olan yollardan sadece bir kaçıdır. Ne hedefler belirlemek, ne iyi ilişki ve iletişim içinde olmak, nede düşünceleri, inançları, yargıları değiştirmek tek başına Kişisel Gelişim demek değildir. Bunlar kişilikte ve yaşamda gelişimlerdir. Kişisel Gelişime katkısı olan olumlu yaşamsal gelişimlerdir. Ve her insan ister istesin, ister istemesin değişimin içinde yer alır. Sizin anlayacağınız hayat boyu süren bir serüven bu önce kendimizi sonra çevremizi eğer şanslıysak sesimizi duyurabilecek potansiyele sahipsek etrafımıza bi dolu insanı aldığımız bir yolculuktur. Önce duygularımız sonra inançlarımız yaşantımız beklentilerimiz. Biz geliştikçe hedeflerimiz değişir. Beynimizi daha aktif daha verimli kullanmaya başlarız. Bizi durduran bilinç altımızı olumlu mesajlarla desteklemeyi öğreniriz serüvenin devamında ve daha neler neler. İnsanın varoluşu ile başlamıştır gelişim isteği buda beraberinde değişimi getirmiştir haliyle . Eğer değişimimizi olumlu yönde sağlamak istiyorsak kim olduğumuzu ne istediğimizi nasıl bir hayat yaşamak istediğimizi açık ve net şekilde belirlemeliyiz. İşte Kişisel gelişim bu yolda bize yardımcı olacak her şeyi kapsamaktadır. Sizlerle beraber dilim döndükçe bu serüvenin bundan sonraki aşamalarında paylaşımlar yapacağım. Her gün önce duygularımızdan başlayarak değiştirebileceğimiz geliştirebileceğimiz her şeyi yeniden yapılandıracağız. Sonra bakalım neler olacak