25 Şubat 2015 Çarşamba

Gençlere Mühim Bir Tavsiye ; etiketSİZ Olun...

Başta insanoğlu olmak üzere, cevher, obje veya nesne olarak algıladığımız her ne varsa; aslen zihnimizde hepsi birer etiketten ibaret. Şimdi bu da nerden çıktı diyecek olursanız, şöyle bir zihninizi tarayın ve çocukluk döneminden, eğitime, oradan yetişkinliğe değin algıladığımız ve hafızamıza kaydettiğimiz her şeyin, etiketlenmiş durumda olduğunu göreceksiniz.
Ürünleri, markaları, logoları, mekanları, otomobilleri, kıyafetleri vesaire her şeyi etiketleri ile tanır olduk. Daha da derine, işin mutfağına girecek olsak, orda da etiketler karşımıza çıkmakta; nasıl mı? Periyodik cetveli hatırlayın, önümüzde, arkamızda, üstümüzde altımızda ne kadar element varsa ve hatta ciğerlerimize çektiğimiz nefesle içimizde dahi. Tüm elementleri de etiketleriyle tanıdık bu zamana kadar. Oksijene “O”, hidrojene “H” suya bile H2O demedik mi? Ve daha niceleri.. Doğup büyüdüğümüz evrende, akli melekelerimizin doğal öğrenme yöntemi halini aldı bu tanıma modeli..

Peki bu öğrenme modelinin mutlak gerçeğe göre doğruluğu/yanlışlığı, artı ve eksi yönleri nelerdir? Etiketleyerek öğrenme ve tanıma modeli, tüm müspet bilimler ve günümüz iş dünyası için en ideal tasnif sistemini oluşturmakta. Düşünsenize bir kere; gezegenleri bile etiketledi bu insanoğlu, tıpkı mağaza reyonlarındaki krakerleri etiketler gibi.. Lakin; insan zihni bu, çok cevval ancak bir o kadar da aciz.. Bir tözüya da cevheri kimyası/biyolojisi düzeyinde tanıyıp kavrayamayacak kadar sığ.. Çok faydalı ve modern dünyanın istifadesine sunulmuş nice global etiketlerimiz de oldu; CE, ISO, vs... gibi. Belirli bir yere gelmiş, rüştünü otoritelere ispatlamış bir ürün, nasıl da salına salına ülkelerimize, şehirlerimize, evlerimize, vücutlarımıza kadar rahatlıkla girebiliyor değil mi?
İşte bu, beynin her unsuru etiketiyle algılama, tanıma ve kaydetme yöntemiyle öğrenme modeli; tıpkı ayarlı bir torna tezgahı gibi önüne gelen her şeyi etiketlemeye ya da etiketi varsa kontrol edip stoklarına almaya başladı. Nasıl mı? Şöyle bir çalışma ortamınıza bakmaya ne dersiniz? İş dünyasındaki insanları isimlerinden, öz/töz kişiliklerinden önce etiketleri veya anglosakson ifadesiyle title’ları ile tanıyıp beynimizde raflara yerleştirmiş durumdayız. X departmanı direktörü, Y departmanı yöneticisi, Z sorumlusu, Q şefi, ABC holding CEO’su, DEF grup CFO’su, BLABLA Şirketi T Business Partner, WQX Founder vs.. liste uzuyor. Saymakla, yazmakla, okumakla bitmiyor etiketlerimiz.
Bir de son yıllarda kapitalist düzenin çetin rekabet koşulları sayesinde; bir koyundan 2-3-4 post çıkartma yarışı da aldı başını gidiyor. Bir kişiye birden çok görev ve birden çok etiket yapıştırıldığı için; bunları ezberlemek zorunda kalanların vay haline.. e bir de modern ve global İK süreçlerinin getirdiği etkin/eşzamanlı terfi & atama değişiklikleri de dinamik olarak işin içine girince; hepimizin zihni ve algısı barkod/etiket okuyucu cihazlar gibi çalışmaya başladı ister istemez. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi; zatenzihnimiz insan dışında her şeyi etiketleyerek öğrenme modelini bir mekanizma gibi kusursuzca çalıştırıyor.
Bazılarımızın etiketi boyundan uzun hale geldi bile. Bazılarımız da etiketinin büyüklüğünden dolayı kendisi görünmez hale geldi. Etiketinin yanında “düdük” gibi kalanlar da var. Baktık ki insanlar her şeyi etiketi ile alıp satıyorlar, etikete itibar ediyorlar; biz de yüklendik etikete.. alt alta, üst üste, yan yana... kart vizitlerden, mail imzalarından taşar oldu etiketlerimiz. CV’lerin ilk yarım sayfasını kim olduğumuzdan çok mezuniyetlerimiz, sertifikalarımız ve etiketlerimiz doldurmaya başladı.
Bu etiketlerin tamamı; ilgili alana dair akredite olmuş ve derecelendirilmiş yasal kuruluşlar tarafından sağlanıyor denilebilir. Bu çok doğru ve haklı bir beyine**. Kesinlikle; en basitinden en zoruna veya en pahalısına, tüm etiketlerin alınmasına ya da tüm unvanların edinilmesine kadar, katlanılan süreçlerin hepsi çok değerli ve takdire şayan.
Ancak bu durum, dünyamızı öyle bir hale getirdi ki; etiketlere itibar etmek, etiketlere saygı duymak, etiketleri işe almak, etiketler uğruna mücadele vermek gibi birçok ıskalanmış süreçle; harcanmış ve heba edilmiş zaman, para, özsaygı, mutluluk, yaşam gibi değeri kaybetmenin eşiğine gelmişiz. Etiket ya da unvanları edinmek peşinde koşanların yanı sıra, bu etiketlere sahip insanlarla uzun soluklu iş birliktelikleri kurmaya çalışan organizasyonların durumları da hiç iç açıcı değil. Binbir emek, zaman ve ekonomik kaynak harcanarak organizasyona dahil edilen X, Y, Z unvanlı A, B, C etiketli kişinin; çok değil 6 ay veya 1 yıl sonra, aslında doğru kişi olmadığı, kültüre ayak uyduramadığı, iletişim becerilerinin şirket/departman için çok yetersiz kaldığı ve hatta böyle giderse mevcut duruma zarar verebileceği gibi kararlar sıkça alınır oldu.
Durumun ince fakat çok önemli sır perdesini bir örnekle daha anlaşılır hale getirmeye çalışalım. 50 katlı bir gökdelen inşa etmek üzere görevlendirilmiş bir mimar veya inşaat mühendisi olduğunuzu hayal edin. Tüm kaynaklar önünüze serilmiş, zaman, para ve işgücü emrinize amade olsun. Enerjinizi ve diğer tahsis edilmiş kaynaklarınızı; temel, kaba inşaat, iç dekorasyon, çatı, cephe kaplama vs.. süreçlerinden en fazla hangisine harcamayı tercih ederdiniz? Matematiksel ve proje yönetimi mantığı ile düşünenlerimiz kaba inşaat, estetik ve zarafetin öncelikli olduğuna inananlarımız dekorasyon, uzun soluklu dayanıklılığı ve projenin geleceğini düşünenlerimiz çatı, gösteriş ve heybetin önemine inanlar dış cephe, bunların hepsini garanti altına almak isteyenlerimiz ise “temel”i tercih edecektir. Temelde bir tuğlayı dahi hatalı koysanız; projeniz bittiğinde sağlam bir çatı, gösterişli bir dış cephe, dayanıklı bir inşaat (iskelet) ve modern bir iç dekorasyona sahip olabilirsiniz ancak 50 katlı ve yamuk bir gökdelende hiç kimse yatırımcı olmak istemeyecektir. Maalesef, onca kaynağın harcandığı bu süreç, hüsranla sonuçlanacaktır.
Tıpkı bu örnekte olduğu gibi; organizasyonlarda yer alan/alacak olan bireylerin de en temel etiketi kişilikleri, eskilerin deyimiyle “kumaş”larıdır. Kumaş sağlamsa elbise dikilir hem de sağlam olur. Kumaş kalitesiz ise elbisenin kaliteli ve sağlam olmasını beklemek hüsnü kuruntudan öteye gidemez.
Pekala, kişilik kumaşının sağlam olup olmadığını nasıl anlayabiliriz? Kendi kişilik kumaşımızı nasıl tahlil edebilir ya da sağlamlaştırabiliriz? İşte bam teli tam da burada.. İnşaat örneğini hatırlayın... Dekorasyon, dış cephe, çatı ya da kaba inşaatı etiketlere benzetebiliriz. Bunlar ne kadar görkemli ve ışıltılı olsa da temeldeki bir yanlışlık hepsini değersiz kılabilir. 10 tane “0”ı yan yana yazdığımızda hiçbir değer ifade etmezken, başına “1” yazdığımızda birden 10 milyar olduğu gibi; en temel değerlerimizi etiketlerimizin önüne koyduğumuzda, etiketlerimiz bir anlam ifade edecektir. Aksi takdirde etiketle peynir gemisi yürümez. Yürüse de denizin ortasında, yarı yolda kalabilir.
İnsanın doğasında bulunan enerjiyi, elle dokunarak, koklayarak, tadarak anlamak mümkün değil. Etiketlerle tasnif edip hayatımızda yer verdiğimiz tüm ürün ve objeler bu şekilde duyularla algılanırken, insan bunlardan müstesna bir mahiyet taşımaktadır. Onu, kendi cinsinden değerlerle kıyaslayarak gerçek kalitesini ortaya çıkartabilirsiniz. Etiketinde onlarca “0” olsa da bunların başına “1” rakamını yazabilecek bir kişilik, yani gerçek kişilik etiketi yoksa; değer yine sıfıra eşit olacaktır.
Her ne olursa olsun, Etiket-SİZ olmalısınız. Siz şahsiyetinizle bir marka olmalı ve tüm suni etiketlerinizden önce kişiliğinizle anılarak tanınmalısınız. Bu da hiçbir enstitünün, üniversitenin ya da federasyonun size verebileceği bir statü değildir. Tüm hayat hikayeniz ve her zaman tutarlı duruşunuzla elde edebileceğiniz, paha biçilmez bir üst kimliktir.
Bugün, dünyamız ve ülkemiz bu etiket sahiplerine muhtaç. Bu ihtiyacın her ne kadar farkında olmasak da her gün daha fazla gün yüzüne çıkmakta. İhtiyacın farkında olanlarımız var elbette ancak; onlar da şimdilik “etiketlerin önde, kişiliklerin arka planda olduğu” renkli kokteyl dünyasında, peynir gemisindeki can simitlerinin(!) yerlerini gözlerine kestirmedeler.
Kişilik etiketinizin mürekkeplerini ve kağıdını cilalamaya, daha çok parlatmaya devam edin. Onu göz kamaştıracak bir hale getirin. Sizi bekleyen veya içerisinde yer aldığınız kuruluş ya da organizasyonlara;istediklerini değil, gerçekte ihtiyaç duydukları şeyi verin. İşte bunun için; etiket-SİZ olun...
Yılmaz KILIÇ
Yorum Gönder